“(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, Türk Ceza Kanunu içerisinde “Şerefe Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup, teknik anlamda özel görünüş biçimine sahip bir hakaret suçudur. Kanun koyucu burada yalnızca bireysel şeref ve saygınlığı değil, aynı zamanda devletin anayasal temsil makamının itibarı ve kamusal otoritesini de koruma amacı gütmektedir. Bu nedenle suç, sıradan hakaret suçundan ayrıştırılmış ve özel norm niteliğinde düzenlenmiştir.
Ancak burada son derece önemli bir anayasal denge bulunmaktadır. Demokratik hukuk devletlerinde siyasal makamların eleştiriye daha açık olması gerektiği, ifade özgürlüğünün özellikle siyasal eleştiriler bakımından geniş yorumlanmasının zorunlu olduğu gerek Anayasa Mahkemesi gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında sürekli vurgulanmaktadır. Çünkü siyasal makamlar, kamusal güç kullanan ve toplumu yöneten yapılardır. Dolayısıyla sıradan bireylere nazaran daha yoğun eleştiriye katlanma yükümlülüğü altındadır.
Bu noktada suçun uygulanmasında temel sorun, “hakaret” ile “sert siyasal eleştiri” arasındaki çizginin belirlenmesidir. Uygulamada çoğu zaman ağır eleştiri, mizah, politik söylem, ironi veya sert muhalif ifade biçimleri hakaret kapsamında değerlendirilmekte; bu durum ise ifade özgürlüğü bakımından ciddi tartışmalar doğurmaktadır.
Anayasa’nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına alırken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü koruma altına almaktadır. Bu sebeple TCK 299’un uygulanması sırasında yalnızca ceza normu değil; Anayasa, AİHS ve AİHM içtihatları birlikte değerlendirilmek zorundadır.
III. Suçun Maddi Unsurları
Bu suçun faili herkes olabilir. Suç özgü suç niteliğinde değildir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı bulunmadığı gibi yabancılar da bu suçun faili olabilir.
Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte uygulamada suç çoğunlukla Twitter/X paylaşımları, Instagram gönderileri, YouTube yayınları, yorumlar, karikatürler veya haber altı yorumlar üzerinden soruşturulmaktadır.
Suçun mağduru görevde bulunan Cumhurbaşkanıdır. Görev süresi sona ermiş kişilere yönelik ifadeler bakımından TCK 299 uygulanamaz; bu durumda genel hakaret hükümleri gündeme gelebilir.
Burada korunmak istenen yalnızca kişinin bireysel onuru değil, temsil ettiği anayasal makamın saygınlığıdır. Ancak bu yaklaşımın demokratik toplum düzeni bakımından sınırsız şekilde yorumlanması mümkün değildir. Çünkü devlet makamlarının eleştiriden muaf tutulması, demokratik denetim mekanizmasını ortadan kaldırır.
Hakaret suçu; bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeye elverişli somut fiil veya olgu isnadı ya da sövme şeklinde gerçekleşebilir.
TCK 299 bakımından da temel mesele şudur: Kullanılan ifade gerçekten aşağılayıcı mıdır, yoksa siyasal eleştiri kapsamında mı değerlendirilmelidir?
Örneğin;
doğrudan hakaret olarak kabul edilemez. Çünkü ifade özgürlüğü yalnızca toplumca kabul gören düşünceleri değil; rahatsız edici, sert, sarsıcı ve aykırı düşünceleri de korur.
AİHM birçok kararında siyasetçilerin eleştiriye daha fazla katlanması gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle kamusal tartışma alanında kullanılan ifadelerin cezalandırılması için çok dar yorum yapılması gerektiği belirtilmektedir.
Suçun alenen işlenmesi cezanın artırılmasını gerektirir.
Sosyal medya paylaşımları, açık hesaplar, herkese açık konuşmalar, televizyon yayınları veya internet siteleri aleniyet kapsamında değerlendirilmektedir.
Ancak burada önemli bir hukuki tartışma bulunmaktadır: Kapalı grup yazışmaları, sınırlı erişimli hesaplar veya özel mesajların aleniyet sayılıp sayılamayacağı somut olay bazında değerlendirilmelidir.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, kullandığı ifadeyle Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığını hedef alma iradesi bulunmalıdır.
Burada kritik mesele “hakaret kastı”dır.
Bir ifadenin:
kullanıldığı ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
Öfke anında söylenen sözler, siyasi tartışma atmosferindeki sert ifadeler veya bağlamından koparılan cümleler doğrudan suç kastını göstermeyebilir.
Özellikle sosyal medya yargılamalarında çoğu zaman paylaşımın tamamı yerine yalnızca belirli bir cümle esas alınmakta; bağlam, tartışmanın bütünü ve önceki söylemler değerlendirilmemektedir. Oysa ceza hukukunda yorum fail lehine yapılmalıdır.
TCK’nın temel ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği; hakaret kastının açık, kesin ve tereddütsüz biçimde ortaya konulması gerekir.
Anayasa’nın 26. maddesi ile AİHS m.10 kapsamında siyasal eleştiri en güçlü koruma alanlarından biridir.
Demokratik toplumlarda vatandaşların:
hakları bulunmaktadır.
Bu nedenle kaba, sert veya rahatsız edici her ifade hakaret değildir.
AİHM içtihatlarına göre:
cezalandırma demokratik toplum düzenine aykırı hale gelebilir.
Eleştiri hakkı hukuka uygunluk nedenlerinden biridir.
Bir siyasal makamın:
sert biçimde eleştirilmesi mümkündür.
Burada kullanılan ifadelerin bağlamı son derece önemlidir. Tek bir kelime üzerinden değil, açıklamanın bütünü üzerinden değerlendirme yapılmalıdır.
Karikatür, ironi, taşlama ve hiciv demokratik toplumun vazgeçilmez ifade araçlarındandır.
AİHM, mizahın abartı ve provoke etme unsuru taşıdığını kabul etmekte; bu nedenle mizahi anlatımlara daha geniş koruma alanı tanımaktadır.
Özellikle sosyal medya kültüründe kullanılan metaforik dilin doğrudan hakaret olarak yorumlanması ciddi hak ihlallerine neden olabilmektedir.
Savunmanın temel ekseni çoğu zaman ifade özgürlüğü olmalıdır.
Anayasa m.26, AİHS m.10 ve AİHM içtihatları birlikte değerlendirilerek;
ortaya konulmalıdır.
Özellikle siyasal tartışma ortamlarında kullanılan ifadelerin cezalandırılması demokratik toplum bakımından ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturabilir.
Ceza hukukunda kast ispat edilmelidir.
Paylaşımın:
ileri sürülerek manevi unsurun oluşmadığı savunulabilir.
Uygulamada çoğu soruşturmada cümleler bağlamından koparılarak değerlendirilmektedir.
Oysa;
birlikte incelenmelidir.
Ceza hukukunda lafzi değil bütüncül yorum esastır.
Anayasa m.13 uyarınca temel haklara getirilen sınırlamalar ölçülü olmak zorundadır.
Bir paylaşım nedeniyle hapis tehdidi oluşturulması;
bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
AİHM birçok kararında siyasal ifadelerin cezalandırılmasının “caydırıcı etki” yarattığını belirtmektedir.
Kapalı hesaplar, sınırlı erişimli paylaşımlar, arkadaş grupları veya özel mesajların aleniyet oluşturup oluşturmadığı somut olayda ayrıca incelenmelidir.
Özellikle sınırlı takipçili hesaplarda aleniyet unsurunun otomatik kabul edilmesi hukuken tartışmalıdır.
Dijital delillerin elde edilme yöntemi de ayrıca incelenmelidir.
gibi hususlar ceza yargılamasında önem taşır.
Ceza muhakemesinde mahkûmiyet için her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil gereklidir.
TCK 299 kapsamında soruşturma açılması Adalet Bakanlığı iznine bağlıdır.
Bu düzenleme teknik anlamda muhakeme şartıdır. İzin bulunmaksızın soruşturma yürütülmesi hukuka aykırılık oluşturur.
Savunma bakımından;
ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunun varlığı uzun yıllardır hukuk çevrelerinde tartışılmaktadır.
Bir görüşe göre devlet başkanına özel koruma sağlanması kamu otoritesinin korunması bakımından gereklidir.
Diğer görüş ise demokratik toplumlarda siyasal makamların özel ceza korumasına sahip olmaması gerektiğini savunmaktadır.
AİHM kararlarında devlet başkanlarına yönelik özel koruma normlarının ifade özgürlüğü bakımından dikkatli uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu nedenle TCK 299 uygulanırken:
birlikte değerlendirilmelidir.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, yalnızca klasik hakaret suçu olarak değerlendirilemeyecek kadar hassas anayasal dengeler içeren bir düzenlemedir. Bir tarafta devletin anayasal makamının itibarı korunmak istenirken; diğer tarafta demokratik toplumun temel taşı olan ifade özgürlüğü bulunmaktadır.
Bu nedenle her sert ifade otomatik biçimde suç sayılamaz. Özellikle siyasal eleştiri, mizah, hiciv ve kamusal tartışma kapsamında kalan açıklamaların cezalandırılması; hukuk devleti, çoğulculuk ve demokratik toplum ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.
Ceza yargılamasında esas olan; yalnızca kullanılan kelimeler değil, ifadenin bütünü, bağlamı, amacı, kamu yararı boyutu ve failin kastıdır. Şüphe halinde ise ceza hukukunun evrensel ilkesi gereği yorum sanık lehine yapılmalıdır.
Dolayısıyla TCK 299 uygulamalarında; Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ifade özgürlüğü ilkeleri ve ölçülülük kriterleri birlikte değerlendirilmeden yapılacak her yorum, hukuk devleti ilkesinin zedelenmesine yol açabilecektir.
