KASTEN YARALAMA SUÇU (TCK m. 86–87)
Doktrinel Çerçeve, Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Sorunları Işığında Akademik Bir İnceleme
Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86 ve 87. maddelerinde düzenlenmiş olup, bireyin vücut bütünlüğü, bedensel ve ruhsal dokunulmazlığı ile sağlık hakkını korumayı amaçlayan temel suç tiplerinden biridir¹. Ceza hukukunda kişilere karşı suçlar arasında yer alan bu suç tipi, yaşam hakkından sonra gelen en temel kişisel değerlere yöneliktir².
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre kasten yaralama suçunda korunan hukuki değer, “kişinin beden ve ruh bütünlüğü üzerindeki dokunulmazlığıdır”³. Bu nedenle suçun oluşumu bakımından yalnızca fiziki zarar değil, mağdurun algılama yeteneği ve ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkiler de değerlendirme kapsamına alınmalıdır.
TCK m. 86/1’e göre kasten yaralama suçu;
şeklindeki seçimlik hareketlerden biriyle işlenebilir⁴.
Yargıtay içtihatlarında, “acı verme” unsurunun mutlaka kalıcı bir zarar doğurmasının gerekmediği, geçici nitelikteki fiziksel acıların dahi suçun maddi unsurunu oluşturacağı kabul edilmektedir⁵. Bu bağlamda, basit bir tokat atma, itme veya sert bir cisimle temas sağlama eylemleri dahi, mağdurda acı ve elem meydana getirmesi hâlinde kasten yaralama kapsamında değerlendirilir⁶.
III. MANEVİ UNSUR VE KAST TÜRLERİ
Kasten yaralama suçu yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi hâlinde TCK m. 89 kapsamında taksirle yaralama suçu oluşur⁷. Bu suç bakımından doğrudan kast yanında olası kast da yeterlidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre, failin eylemi gerçekleştirirken neticeyi öngörmesine rağmen hareketi sürdürmesi, olası kastın varlığı için yeterlidir⁸. Kullanılan aracın niteliği, darbenin yönü, sayısı ve şiddeti, kastın tespitinde belirleyici ölçütler olarak kabul edilmektedir⁹.
Kasten yaralama suçunun oluşabilmesi için fiilin hukuka aykırı olması gerekir. Meşru savunma (TCK m. 25) ve zorunluluk hali (TCK m. 27) hukuka uygunluk nedenleri arasında yer alır.
Yargıtay, meşru savunma iddiasının yüzeysel gerekçelerle reddedildiği kararları bozma nedeni saymaktadır¹⁰. Savunma ile saldırı arasında orantı, zorunluluk ve zamansal bağlantı bulunup bulunmadığı somut olayın özelliklerine göre ayrıntılı şekilde tartışılmalıdır¹¹.
TCK m. 86/2 kapsamında basit kasten yaralama, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki yaralamaları ifade eder. Bu ayrım, uygulamada en sık hata yapılan alanlardan biridir¹².
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, adli raporda “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” ibaresi yer almadan bu fıkranın uygulanmasını hukuka aykırı bulmaktadır¹³. Eksik veya çelişkili raporlar karşısında mahkemece ek rapor alınması zorunludur¹⁴.
Kasten yaralama suçunun nitelikli hâlleri, TCK m. 86/3’te sınırlı sayıda düzenlenmiş olup, suçun mağdur üzerindeki tehlikelilik derecesinin artması nedeniyle cezanın ağırlaştırılmasını öngörmektedir. Bu hâllerin varlığı, suçun temel şekline nazaran daha yoğun bir haksızlık içeriği barındırdığının kabulüne dayanır¹.
Nitelikli hâller, suçun maddi unsuruna eklenen ve cezanın artırılmasını gerektiren unsurlar olup, suçun unsuru niteliğindedir. Bu nedenle, nitelikli hâlin varlığı şüpheden sanık yararlanır ilkesi gözetilerek kesin biçimde ortaya konulmalıdır².
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, nitelikli hâllerin uygulanmasında soyut varsayımlara değil, somut olayın özelliklerine dayalı gerekçelendirme yapılmasını zorunlu görmektedir³.
TCK m. 86/3-a kapsamında, suçun üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenmesi hâlinde ceza artırılmaktadır. Doktrinde bu düzenlemenin amacı, aile içi şiddetin önlenmesi olarak açıklanmaktadır⁴.
Yargıtay, bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için taraflar arasındaki akrabalık ilişkisinin hukuken geçerli ve suç tarihinde mevcut olması gerektiğini kabul etmektedir⁵. Eş kavramı bakımından resmi evlilik esas alınmakta; fiilî birliktelikler bu kapsamda değerlendirilmemektedir⁶.
TCK m. 86/3-c kapsamında, suçun kamu görevlisine karşı görevi nedeniyle işlenmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür. Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için mağdurun kamu görevlisi olması tek başına yeterli değildir; fiilin görevin ifasıyla nedensellik ilişkisi içinde bulunması gerekir⁷.
Yargıtay, görevle ilgisi bulunmayan kişisel husumetlere dayalı yaralama fiillerinde bu nitelikli hâlin uygulanmasını hukuka aykırı bulmaktadır⁸.
TCK m. 6/f uyarınca silah; ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, kesici, delici veya bereleyici aletler ile yaralamaya elverişli her türlü araç olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, silah kavramının ceza hukukunda geniş yorumlanmasına olanak tanımaktadır⁹.
Doktrinde baskın görüş, bu geniş tanımın mağdurun korunması amacına hizmet ettiği yönündedir¹⁰.
Yargıtay uygulamasında;
silah kapsamında değerlendirilmektedir¹¹. Burada belirleyici ölçüt, aracın somut olayda yaralamaya elverişli olup olmadığıdır¹².
Doktrinde ve uygulamada tartışmalı konulardan biri, vücut parçalarının (el, ayak, kafa) silah sayılıp sayılmayacağıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, vücut organları silah sayılmaz; ancak darbelerin şiddeti ve sayısı, nitelikli hâlin değil, kastın belirlenmesinde dikkate alınır¹³.
Silahla işlenme nitelikli hâlinin uygulanabilmesi için, silahın yalnızca taşınması yeterli değildir; fiilin icrasında aktif olarak kullanılması gerekir¹⁴. Yargıtay, kullanılmayan silaha dayanılarak nitelikli hâl uygulanmasını bozma nedeni saymaktadır¹⁵.
Nitelikli hâller, teşebbüs aşamasında da dikkate alınabilir. Ancak içtima bakımından, aynı fiilin birden fazla nitelikli hâli oluşturması hâlinde en ağır cezayı gerektiren hüküm uygulanmalıdır¹⁶.
Uygulamada en sık yapılan hatalar şunlardır:
Yargıtay, bu tür eksiklikleri gerekçeli kararın denetlenebilirliğini ortadan kaldıran hususlar olarak değerlendirmektedir¹⁸.
TCK m. 86/3’ÜN YANLIŞ UYGULANMASINA İLİŞKİN YARGITAY BOZMA KARARLARI DA ŞU ŞEKİLDEDİR;
|
Nitelikli Hal |
Yanlış Uygulama Türü |
Yargıtay Bozma Gerekçesi |
Karar Bilgisi |
|
Silahla işlenme |
Silahın fiilen kullanılmaması |
Sanığın yanında bıçak bulunmasına rağmen fiilin yumrukla gerçekleştirilmiş olması karşısında TCK 86/3-e uygulanamaz |
Yargıtay 3. CD, 2018/7421 E., 2019/4562 K. |
|
Silahla işlenme |
Günlük eşyanın otomatik silah sayılması |
Kullanılan eşyanın somut olayda yaralamaya elverişli olup olmadığı tartışılmadan silah kabul edilmesi hukuka aykırıdır |
Yargıtay 3. CD, 2017/9854 E., 2018/6432 K. |
|
Silahla işlenme |
Vücut uzvunun silah kabul edilmesi |
El ve ayak gibi vücut organları silah sayılamaz; darbelerin şiddeti nitelikli hâl değil kast değerlendirmesinde dikkate alınır |
Yargıtay CGK, 2016/845 E., 2018/321 K. |
|
Kamu görevlisine karşı |
Görevle illiyet bağı kurulmadan uygulama |
Mağdurun kamu görevlisi olması yeterli olmayıp fiilin görev nedeniyle işlenmesi gerekir |
Yargıtay 1. CD, 2020/1456 E., 2021/2031 K. |
|
Kamu görevlisine karşı |
Kişisel husumetin göz ardı edilmesi |
Taraflar arasındaki kişisel anlaşmazlık nedeniyle gerçekleşen yaralamada TCK 86/3-c uygulanamaz |
Yargıtay 3. CD, 2019/4321 E., 2020/2764 K. |
|
Üstsoya/altsoya karşı |
Akrabalık ilişkisinin araştırılmaması |
Akrabalık bağının suç tarihinde mevcut olup olmadığı araştırılmadan nitelikli hâl uygulanamaz |
Yargıtay 1. CD, 2019/3564 E., 2020/4821 K. |
|
Eşe karşı |
Fiilî birlikteliğin evlilik sayılması |
Resmi evlilik bağı bulunmayan ilişkiler TCK 86/3-a kapsamında değerlendirilemez |
Yargıtay 3. CD, 2016/13489 E., 2017/9823 K. |
|
Birden fazla nitelikli hâl |
Gerekçesiz ağırlaştırma |
Birden fazla nitelikli hâlin hangi gerekçeyle uygulandığı açıklanmadan hüküm kurulması denetlenebilir değildir |
Yargıtay CGK, 2017/112 E., 2019/456 K. |
|
Silahla işlenme |
Silahın yaralamaya etkisinin tartışılmaması |
Kullanılan aracın yaralanmaya etkisi ve neticeyle illiyet bağı kurulmadan nitelikli hâl uygulanamaz |
Yargıtay 3. CD, 2020/8541 E., 2021/3342 K. |
|
Kamu görevlisine karşı |
Görev dışı zamanın dikkate alınmaması |
Mağdurun görev dışında ve özel yaşam alanında maruz kaldığı eylemlerde nitelikli hâl uygulanamaz |
Yargıtay 1. CD, 2022/1145 E., 2023/2456 K. |
VII. NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA (TCK m. 87)
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kasten yaralama fiilinin mağdur üzerinde kanunda öngörülen daha ağır sonuçlara yol açması hâlinde gündeme gelen, karma nitelikte bir suç görünümüdür. Bu suç tipinde failin temel yaralama fiiline ilişkin kastı bulunmakla birlikte, ağır netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurunun varlığı aranır¹.
TCK m. 87’de düzenlenen hâller, doktrinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kapsamında değerlendirilir. Özgenç’e göre bu suç tipinde, failin hareketi kasten gerçekleştirmesine karşın, ortaya çıkan ağır sonucun fail tarafından istenmemesi veya öngörülmemesi mümkündür².
Bu yönüyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kast–taksir bileşimi içeren karma bir yapıya sahiptir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, ağır neticenin fail açısından en azından öngörülebilir olması gerektiğini kabul etmektedir³.
TCK m. 87’de ağırlaştırıcı sonuçlar sınırlı sayıda sayılmıştır. Bunlar arasında;
yer almaktadır⁴.
Doktrinde bu neticelerin genişletici yorumla çoğaltılamayacağı, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği yalnızca kanunda sayılan sonuçların ağırlaştırıcı etki doğurabileceği kabul edilmektedir⁵.
Kemik kırığına bağlı ağırlaştırma, uygulamada en sık karşılaşılan neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hâlidir. Ancak her kemik kırığı otomatik olarak TCK m. 87’nin uygulanmasını gerektirmez. Yargıtay’a göre, kırığın hayati fonksiyonlara etkisinin derecesi mutlaka belirlenmelidir⁶.
Adli Tıp raporunda bu etki derecesi açıkça gösterilmeden hüküm kurulması, Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılmaktadır⁷. Bu durum, mahkemelerin tıbbi değerlendirmeyi hukuki değerlendirmeyle karıştırmaması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Hayati tehlike, mağdurun yaşamının ciddi ve yakın biçimde tehlikeye girmesini ifade eder. Doktrinde, hayati tehlikenin varlığı için ölüm tehlikesinin somut ve objektif olarak ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir⁸.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yalnızca yaralanmanın ağır görünümüne dayanarak hayati tehlike kabul edilmesini yeterli görmemekte; bu hususun adli tıp raporlarıyla desteklenmesini zorunlu kılmaktadır⁹.
Yüzde sabit iz, TCK m. 87 kapsamında özel olarak düzenlenmiş ağırlaştırıcı bir sonuçtur. Doktrinde, sabit iz değerlendirmesinin objektif ölçütlere dayanması gerektiği vurgulanmaktadır¹⁰.
Yargıtay uygulamasında, iznin kalıcı olup olmadığı, zamanla geçip geçmeyeceği ve estetik müdahaleyle giderilip giderilemeyeceği hususları belirleyici kabul edilmektedir¹¹.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamada, ağır sonucun fail açısından öngörülebilir olup olmadığı kusurun belirlenmesinde temel ölçüttür. Demirbaş’a göre, kullanılan aracın niteliği, darbenin şiddeti ve mağdurun savunmasız durumu birlikte değerlendirilmelidir¹².
Yargıtay, failin ağır sonucu öngörebilecek durumda olmasına rağmen fiili işlemesi hâlinde TCK m. 87’nin uygulanmasını isabetli bulmaktadır¹³.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunda, ağır neticenin gerçekleşmemesi hâlinde teşebbüs hükümleri uygulanmaz; fail temel kasten yaralama suçundan sorumlu tutulur¹⁴.
İştirak hâlinde ise, ağır neticeyi öngörebilen veya öngörmesi gereken iştirakçilerin sorumluluğu, kusur derecelerine göre belirlenmelidir¹⁵.
Uygulamada en sık yapılan hatalar şunlardır:
Yargıtay, bu tür eksiklikleri gerekçeli kararın denetlenebilirliğini ortadan kaldıran nedenler arasında değerlendirmektedir¹⁷.
VIII. HAKSIZ TAHRİK VE CEZADA İNDİRİM (TCK m. 29)
Haksız tahrik, mağdurun sanığa yönelik haksız bir fiilinin, sanıkta öfke veya elem meydana getirerek suçu işlemesine sebep olmasıdır¹⁹.
Yargıtay, haksız tahrik iddiasının gerekçesiz biçimde reddedilmesini bozma nedeni saymaktadır²⁰. Tahrikin varlığı, ağırlığı ve etkisi gerekçeli kararda açıkça gösterilmelidir²¹.
Kasten yaralama suçunda, koşulların varlığı hâlinde HAGB uygulanabilir (CMK m. 231)²². Ancak Yargıtay, denetim süresinin yanlış hesaplanması ve suç tarihinin hatalı değerlendirilmesini sıkça bozma sebebi yapmaktadır²³.
Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
Kasten yaralama suçu, Türk ceza hukuku doktrininde hem maddi unsurun kapsamı hem de netice–hareket ilişkisi bakımından yoğun biçimde tartışılan suç tiplerinden biridir. Doktrindeki temel tartışma noktaları; suçun neticeye bağlılığı, algılama yeteneğinin zayıflatılması kavramının sınırları, basit tıbbi müdahale ölçütünün belirsizliği ve nitelikli hâllerin yorumlanması etrafında şekillenmektedir¹.
Centel/Zafer/Çakmut’a göre kasten yaralama suçu, salt hareket suçu değil, neticesi aranan bir suç tipidir². Failin hareketi ile mağdurda meydana gelen bedensel veya ruhsal zarar arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Bu bağlamda, mağdurun subjektif beyanları tek başına yeterli görülmemeli; yaralamanın objektif olarak tespit edilebilir nitelikte olması gerekmektedir³.
Özgenç ise kasten yaralama suçunun netice bakımından esnek bir yapıya sahip olduğunu, kanunda sayılan seçimlik neticelerden herhangi birinin gerçekleşmesinin suçun oluşumu için yeterli olduğunu savunmaktadır⁴. Bu yaklaşım, Yargıtay’ın “acı verme” unsurunu geniş yorumlayan içtihatlarıyla da örtüşmektedir.
Doktrinde en fazla tartışılan konulardan biri, TCK m. 86’da yer alan “algılama yeteneğinin zayıflatılması” kavramıdır. Artuk/Gökçen/Yenidünya’ya göre bu kavram yalnızca kalıcı bilinç kaybını değil; geçici sersemlik, dikkat dağınıklığı, baş dönmesi ve refleks zayıflaması gibi durumları da kapsar⁵.
Demirbaş ise algılama yeteneğinin zayıflamasının, her somut olayda adli tıbbi bulgularla desteklenmesi gerektiğini, salt mağdur anlatımıyla bu unsurun kabul edilmesinin ceza hukukunun objektiflik ilkesine aykırı olacağını belirtmektedir⁶. Bu görüş, uygulamada rapor eksikliğinin sıkça bozma nedeni yapılmasıyla paralellik göstermektedir.
Basit tıbbi müdahale kavramı, doktrinde belirlilik ilkesine aykırılık iddiasıyla eleştirilmektedir. Centel/Zafer/Çakmut, bu ölçütün tıbbi bir kavram olmasına rağmen ceza hukuku normu içinde yer almasının uygulamada ciddi tereddütlere yol açtığını ifade etmektedir⁷.
Özgenç’e göre, basit tıbbi müdahale ölçütü değerlendirilirken yaralanmanın kendisi değil, tedavi yöntemi esas alınmalıdır⁸. Bu nedenle aynı fiil, mağdurun yaşı, sağlık durumu ve müdahale imkânlarına göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.
Doktrinde, TCK m. 86/3-e kapsamında silah kavramının geniş yorumlanması genel olarak kabul görmektedir. Artuk/Gökçen/Yenidünya, suçun mağdur üzerindeki tehlikelilik derecesi dikkate alındığında, yaralamaya elverişli her aracın silah sayılmasının yerinde olduğunu savunmaktadır⁹.
Buna karşılık bazı yazarlar, gündelik kullanım eşyalarının otomatik biçimde silah kabul edilmesinin orantılılık ilkesini zedeleyebileceğini ileri sürmektedir¹⁰. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, doktrindeki bu çekincelere rağmen mağdur lehine geniş yorumdan yana şekillenmiştir.
Haksız tahrik kurumunun kasten yaralama suçlarında uygulama alanı bulması, doktrinde büyük ölçüde kabul edilmektedir. Demirbaş, kasten yaralama suçunun ani gelişen olaylara elverişli yapısı nedeniyle tahrik hükümlerinin bu suçta sıklıkla gündeme geldiğini vurgulamaktadır¹¹.
Özellikle sözlü saldırıların tahrik oluşturup oluşturmayacağı konusunda doktrinde görüş ayrılıkları mevcuttur. Baskın görüşe göre, salt hakaret içeren sözler, somut olayın koşullarına göre haksız tahrik kabul edilebilir¹².
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hâllerinde, failin ağır neticeye ilişkin kusurunun belirlenmesi doktrinde önemli bir tartışma konusudur. Özgenç, TCK m. 87 bakımından en azından taksir derecesinde kusurun aranması gerektiğini savunmaktadır¹³.
Bu görüş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun “failin ağır neticeyi öngörebilecek durumda olması” ölçütünü esas alan kararlarıyla örtüşmektedir¹⁴.
Sonuç olarak doktrindeki görüşler, kasten yaralama suçunun esnek ama denetlenebilir bir yapıya sahip olması gerektiği noktasında birleşmektedir. Doktrinsel değerlendirmeler, Yargıtay içtihatlarının şekillenmesinde önemli rol oynamakta; özellikle adli raporların niteliği ve gerekçeli karar yazımı bakımından uygulamaya yön vermektedir¹⁵.
XII. SONUÇ
Kasten yaralama suçu, maddi unsur, manevi unsur ve adli tıbbi değerlendirmelerin birlikte ele alınmasını gerektiren karmaşık bir suç tipidir. Yargıtay içtihatları, uygulamada birliği sağlamak açısından belirleyici rol oynamaktadır²⁷. Sağlıklı ve denetlenebilir bir hüküm için gerekçeli kararların ayrıntılı şekilde oluşturulması zorunludur²⁸.
DİPNOTLAR
