I- MADDE METNİ
Madde 213 –
(1) Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun silahla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza, kullanılan silâhın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir.
Bu düzenleme, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu Barışına Karşı Suçlar” bölümünde yer almakta olup, korunan hukuki değer bireylerin tek tek güvenliği değil, toplumun genel huzuru ve kamu barışıdır.
II- SUÇUN VASIF VE HUKUKİ MAHİYETİ
TCK m.213’te düzenlenen “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçu, klasik anlamdaki bireysel tehdit suçundan farklı olarak topluma karşı işlenen bir tehlike suçu niteliğindedir. Burada hukuki koruma alanı belirli bir kişinin değil, toplumun huzur ve güven ortamıdır. Dolayısıyla failin davranışı bir veya birkaç kişiyi değil, belirsiz sayıda kişiden oluşan halk kitlesini etkileyebilecek nitelikte olmalıdır.
Bu suç tipinin ortaya çıkmasının temel nedeni, modern toplumlarda bilgi ve iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte tek bir açıklamanın, söylentinin veya tehdidin dahi geniş kitlelerde toplumsal paniğe, güvenlik algısının zedelenmesine ve kamu düzeninin sarsılmasına yol açabilmesidir. Bu nedenle kanun koyucu, yalnızca somut zarar doğuran eylemleri değil, toplumun psikolojik güvenliğini tehdit eden davranışları da cezalandırma alanına dahil etmiştir.
Bu suç bakımından dikkat edilmesi gereken en önemli husus, tehdidin bireysel bir kişiye yönelmiş olmamasıdır. Eğer tehdit belirli bir kişiye yönelik ise, bu durumda TCK m.106’da düzenlenen bireysel tehdit suçu gündeme gelir. Ancak tehdit bir meydanda, sosyal medya üzerinden, toplu mesajlarla veya kamuya açık şekilde yapılmış ve geniş bir kitleyi korkuya sevk edebilecek nitelikte ise TCK m.213 uygulanır.
Örneğin;
bu suç kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü bu tür ifadeler belirli bir kişiye değil, toplumun geniş kesimine yönelmiş bir korku atmosferi yaratma potansiyeline sahiptir.
Dolayısıyla bu suç tipi, somut zarar doğurmasa dahi kamu barışını tehdit eden davranışları cezalandıran bir soyut tehlike suçu olarak kabul edilmektedir.
III. SUÇUN MADDİ UNSURLARI
Bu suçun faili herkes olabilir. Özel bir sıfat aranmaz. Gerçek kişi olan herkes bu suçun faili olabilir.
Bu suçta mağdur belirli bir kişi değil, toplumun tamamı veya belirsiz bir insan topluluğudur.
Başka bir ifadeyle:
suçun mağdurunu oluşturabilir.
Suçun maddi hareketi tehditte bulunmaktır.
Ancak bu tehdit sıradan bir tehdit değildir. Kanun tehdit konusunu sınırlı şekilde belirlemiştir. Tehdit şu değerlere yönelik olmalıdır:
Örneğin:
gibi ifadeler bu kapsama girebilir.
Suçun oluşması için tehdit alenen yapılmalıdır.
Aleniyet şu durumlarda ortaya çıkar:
Kapalı ortamda iki kişi arasında yapılan bir tehdit genellikle TCK 106 kapsamında bireysel tehdit olarak değerlendirilir.
Netice
Bu suç bir tehlike suçu olduğu için panik veya korkunun gerçekten oluşması şart değildir.
Önemli olan:
fiilin kamu barışını bozabilecek nitelikte olmasıdır.
IV- SUÇUN MANEVİ UNSURU
Bu suç özel kastla işlenebilen bir suçtur.
Yani failin yalnızca tehditte bulunması yeterli değildir. Failin ayrıca şu amacı taşıması gerekir:
halk arasında korku, endişe veya panik yaratmak.
Bu nedenle:
her durumda suç oluşturmaz.
Ancak tehdidin niteliği ve ortamı dikkate alınarak failin gerçek amacı belirlenir.
V- SAVUNMA PERSPEKTİFİNDEN HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Ceza hukukunda suçun tüm unsurları ispat edilmeden mahkumiyet kararı verilemez. TCK m.213 bakımından savunma stratejileri çoğu zaman unsurların oluşmadığını ortaya koymak üzerine kuruludur.
Aşağıda uygulamada sık kullanılan savunma argümanları yer almaktadır.
1-Aleniyet Unsurunun Bulunmaması
Suçun oluşması için tehdidin alenen yapılması gerekir.
Eğer söz konusu ifade:
yapılmışsa aleni tehditten söz edilemez.
Bu durumda suçun vasfı değişebilir veya hiç oluşmayabilir.
2- Halk Kitlesine Yönelik Olmama
Eylem belirli bir kişiye yönelikse TCK 213 uygulanamaz.
Örneğin:
bu suç kapsamında değil, bireysel tehdit suçu kapsamında değerlendirilebilir.
3- Özel Kastın Yokluğu
Bu suçta korku ve panik yaratma amacı bulunmalıdır.
Savunmada şu argümanlar ileri sürülebilir:
Özel kastın ispat edilememesi halinde suç oluşmaz.
4- Tehdidin Gerçekçi Olmaması
Tehdit objektif olarak ciddiyet taşımıyor olabilir.
Örneğin:
Bu durumda fiilin kamu barışını bozma kabiliyeti bulunmadığı ileri sürülebilir.
5- Fiilin Başka Suç Tipine Girmesi
Uygulamada bazı fiiller yanlışlıkla TCK 213 kapsamında değerlendirilmektedir.
Örneğin:
Yargıtay kararlarında da bazı eylemlerin 213 değil başka suç tiplerini oluşturduğu belirtilmiştir.
Dolayısıyla suç vasfının yanlış belirlenmesi savunmada önemli bir argümandır.
6- İfade Özgürlüğü Bağlamı
1.a. Belirli Kişilere Yönelik Sert Sözlerin Kamu Barışına Karşı Suç Oluşturmaması
Yargıtay içtihatlarında özellikle vurgulanan hususlardan biri, TCK m.213’ün uygulanabilmesi için tehdidin belirsiz bir halk kitlesine yönelmesi gerektiğidir. Eğer sözler belirli kişilere yönelmiş ise, bu durumda kamu barışına karşı suç oluşmaz.
Örneğin bir olayda sanık kavga sırasında bazı kişilere yönelik olarak:
“Sizi öldüreceğiz” şeklinde sözler söylemiştir.
Yargıtay, bu sözlerin belirli kişilere yönelmiş olması nedeniyle toplumda genel bir korku veya panik yaratma kastı taşımadığını belirterek TCK m.213’ün uygulanamayacağına hükmetmiştir.
Bu tür olaylarda mahkeme genellikle iki sonuca gider:
Dolayısıyla bu tür ifadeler çoğu zaman kamu barışına karşı suç değil, bireysel bir çatışmanın parçası olarak kabul edilmektedir.
1.b. Kahvehane Olayı – Halk Kitlesine Yönelme Unsuru Yokluğu
Bir başka Yargıtay kararında sanık, bir kahvehanede bulunan kişilere yönelik olarak:
“Hepinizi vururum” şeklinde bağırmıştır.
Yerel mahkeme bu fiili TCK m.213 kapsamında değerlendirmiştir. Ancak Yargıtay bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmuştur.
Yargıtay’ın gerekçesi özetle şöyledir:
Bu karar, uygulamada çok önemli bir ilkeyi ortaya koyar:
Her kalabalık ortam “halk” kavramına girmez.
Bir mekândaki sınırlı kişiler çoğu zaman belirli kişiler topluluğu olarak değerlendirilir.
1.c. Molotof Olayı – Yanlış Suç Tipi Uygulanması
Bir başka olayda sanıkların molotof kokteyli atma eylemi nedeniyle TCK m.213 kapsamında mahkûmiyet kararı verilmiştir.
Yargıtay bu kararı bozmuş ve şu değerlendirmeyi yapmıştır:
Dolayısıyla yanlış suç tipinin uygulanması hukuka aykırıdır.
Bu karar savunma açısından çok önemli bir noktaya işaret eder:
Her korku yaratan eylem TCK 213 değildir.
Bazı eylemler:
gibi farklı suç tiplerine girebilir.
2- İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ PERSPEKTİFİNDEN TEMEL HUKUKİ İLKELER
2.a. Demokratik Toplumda Sert Eleştiri de Korunur
Ceza hukuku bakımından ifade özgürlüğü yalnızca nazik ve ölçülü sözleri değil, rahatsız edici veya sert eleştirileri de korur.
Özellikle şu durumlarda ifade özgürlüğü daha geniş yorumlanır:
Bu tür açıklamalar gerçek bir tehdit içermediği sürece cezalandırılamaz.
2.b. Somut Tehlike Kabiliyeti Aranmalıdır
TCK m.213 bakımından tehdidin yalnızca söylenmiş olması yeterli değildir.
Şu soruların cevabı aranmalıdır:
Bu unsurlar yoksa ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirme yapılmalıdır.
2.c. Ceza Hukuku Son Çare Olmalıdır (Ultima Ratio)
Ceza hukuku doktrininde kabul edilen temel ilke:
ceza hukuku son çare olmalıdır.
Bu nedenle:
hemen cezalandırma alanına sokulmamalıdır.
3.SAVUNMA AÇISINDAN GÜÇLÜ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARGÜMANLARI
TCK 213 davalarında savunma şu hukuki argümanları kullanabilir:
3.a. Tehdidin politik eleştiri bağlamında söylenmiş olması
Örneğin bir protestoda kullanılan sloganlar çoğu zaman tehdit değil siyasi eleştiri olarak değerlendirilir.
3.b. Sözlerin mecaz veya abartı içermesi
Öfke anında kullanılan bazı ifadeler gerçek tehdit olarak kabul edilmeyebilir.
3.c. Gerçek bir saldırı tehlikesinin bulunmaması
Eğer failin tehdit ettiği eylemi gerçekleştirme imkanı yoksa ciddiyet unsuru zayıflar.
3.d. Kamu barışının somut olarak etkilenmemesi
Toplumda panik veya korku oluşmamışsa bu durum suçun tehlike kabiliyetini tartışmalı hale getirir.
Sonuç
TCK m.213 kapsamında yürütülen birçok soruşturma ve davada ifade özgürlüğü ile kamu barışının korunması arasındaki sınırın doğru çizilmesi büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay içtihatları açık biçimde göstermektedir ki:
TCK m.213’ün uygulanması mümkün değildir ve çoğu durumda beraat kararı verilmesi gerekir.
Bu nedenle böyle bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan kişiler bakımından ifade özgürlüğü, suçun unsurlarının yokluğu ve suç vasfının yanlış belirlenmesi savunmanın en güçlü hukuki dayanaklarını oluşturmaktadır.
